-- Adversting 9 REKLAM ALANI --

-- Adversting 10 --

Merdiven 81 Okul Başlıyor

18:26:25 | 2022-09-23
İsmail Sarıçay
İsmail Sarıçay      [email protected]

 

…Okulların açılacağı pazartesi günü, Süllü, Mustafa, Arif ve babaları Salihliye palamut götüren kamyonun üzerine, altı kişi binerek Köprübaşına gittiler. Yanlarına giyecekleri ve bir miktar yiyecek dışında hiçbir eşya almadılar. Çünkü birkaç gün otelde kalacaklardı.

Köprübaşına vardıklarında İcikler’e iki kilometre uzaklıkta olan Yumuklar köyünden, Necati’yle karşılaştılar. Yumuklar’lı Necati de oğlu Raif’i okula getirmişti. Babalar birbirlerini tanıyorlardı. Raif daha ilkokulu yeni bitirmiş küçük bir çocuktu. Hâlbuki Süllü, Mustafa ve Arif’in askerlik muayene çağı gelmiş, nüfus kaydına göre on yedi yaşındaydılar. Raif için de henüz kalacak bir yer ayarlayamamışlardı.

Raif’in babası Necati; “Eğer kabul ederseniz, Raif de sizin çocuklarla kalabilir mi?” dedi.

Süllü hemen devreye girerek, kalabilir tabi. Bize bir arkadaş daha lazımdı zaten. İyi oldu Necati emmi” dedi.

Böylece dört kişi oldular. Hemen gidip bu durumu Karahallı Hüseyin’e anlattılar. O da “siz kabul ederseniz bizim için hiçbir mahsuru yok” dedi.

Karahallı Hüseyin, Sülü, arkadaşları ve babalarını aldı, topluca doğru Kırılmış otele götürdü. Otel sahibiyle tanıştırdı. Otel sahibinin de bir oğluyla kızı da ortaokula kaydolmuştu.

Otel sahibine şöyle dedi. “Bu çocuklar birkaç gün burada kalacaklar. Bir oda ayarlayıverin. Masrafları bize aittir.”

 Sonra Süllü ve arkadaşlarına dönerek, “çocuklar birkaç gün yemek paralarınızı babalarınız karşılasın. Eve geçince onları da zaten biz karşılamış olacağız” dedi ve otelden ayrıldı.

Süllü ve arkadaşlarına otel sahibi odalarını gösterdi.  Gösterilen odalara tahtadan yapılmış valizlerini koydular. Odadaki masada öğle yemeği olarak, köyden getirdikleri yemeklerini birlikte yediler. Kapıları kilitleyip hep birlikte otelden ayrıldılar.

Sonra Babaları, hep birlikte, İcikler tarafına giden bir kamyonla köye döndüler.

Bu arada öğle vakti de olmuştu. Süllü ve arkadaşları okula gittiler.

Süllü su içme bahanesiyle, okula bitişik caminin şadırvanına gitti. Şadırvanda, abdestini aldı. Camide öğle namazını kıldı.   Ellerini açtı semaya, Allah’a bu günleri gösterdiği için binlerce kere şükretti, dualar etti. Bir süre sonra arkadaşlarının yanına döndü.

Okul geçici olarak Köprübaşı merkez camisinin, Kur’an kursu olarak kullanılan tek katlı binasında açılmıştı. Okul çarşı içindeydi.

 Süllü ve arkadaşlarının ayağında kırmızı naylon ayakkabılar vardı. Okula vardıklarında, diğer öğrencilerin takım elbiseleri, yeni gömlek ve kravatları, uskar ayakkabıları olduğunu gördüler. Bu durum karşısında dördü de utandılar. Çünkü okul öğrencileri arasında Afrika’dan gelmiş fakir ve yoksul insanlar gibi bir halleri vardı.

Süllü bu durum karşısında; “Arkadaşlar üzülmeyelim. Bir gün gelir bizim de böyle güzel giyeceklerimiz olur. Biz çobanlıktan kurtulduk ya, ona şükredelim. Derslerimize iyi çalışıp sınıfımızı geçelim, gerisi kolay olur inşallah” dedi.

Üstlerindeki bu ütüsüz, puruşuk kıyafetlerle cumaya kadar beş gün sabredeceklerdi. Cuma günü Köprübaşının Pazarı olduğundan, hepsinin babaları anlaşmış, o gün ihtiyaçları almak için geleceklerdi. Süllü ve arkadaşları o günü sabırsızlıkla bekliyorlardı.

Çünkü o gün üzerlerine yeni elbise ve ayakkabı alınacaktı. Süllü’nün aklına hemen şöyle bir söz düşüverdi. 

 

“Ekmeğe suyu katık yapan bilir
Yok yoksulluğu tatmayan ne bilir”

 

Fakat Süllü ve arkadaşlarının bu durumu, okuldaki öğrencilerle birlikte, bütün Köprübaşı halkının dikkatini çekmişti.

Süllü ve arkadaşları kendileri hakkında konuşulan ”İciklerli fakir çocuklar bunlarmış” denildiğini zaman zaman kendi kulaklarıyla da duyuyorlardı. Ancak yapacak bir şeyde yoktu. Çünkü gerçek de buydu. Koyunların ve keçilerin ardından değneklerini ve kepeneklerini bırakıp da öyle gelmişlerdi. Hepsinin durumu da birbirinden farklı değildi. Fakir ve yoksuldular.

Süllü her şeye hazırlıklıydı. Kim ne derse desin, tek hedefi vardı, o da okumaktı. Üstü başı yamalıklı da olsa, yarı aç yarı tok da olsa okuyacaktı. Okulun kapısından girebilmek için çok mücadeleler vermişti. Neticede okulun kapısından nihayet girmişti.

Artık Süllü’yü hiçbir engel, engelleyemezdi. Çünkü gemileri çoktan yakmıştı. Artık bu işin dönüşü de yoktu, alternatifi de. Süllü kendi kendine şöyle diyordu.

 

“Hedefler hayal sahibinin yollarını açmakla görevlidir

Başarınızın sınırları, hayallerinizin sınırlarıdır.”

 

İlk gün ders yapılmıyordu. Öğrenciler öbek öbek toplanmışlar birbiriyle cami avlusunda ve çevresinde sohbet ediyorlardı. Süllü çevresindeki öğrencileri baştan sona şöyle bir gözden geçirdi. Baktı ki, kendisi gibi boylu postlu birçok öğrenci vardı.

Demirci ortaokulu müdürünün dediği aklına geldi. “Bacak kadar çocuklarla okumaya utanmayacak mısın sen” sözü hala kulaklarını tırmalıyordu. Kendi kendine şöyle diyordu. “Anamın dediği çok doğruymuş. Demek ki her şerde bir hayır varmış. Allah yağ mumu isteyene yağ mumu, bal mumu isteyene bal mumu verirmiş. Rabbime şükürler olsun. Bu günleri bana gösterdi…” dedi.

Köprübaşı ortaokulu yeni açılıyor olmasından dolayı, on sekiz yaşına kadar herkesi almışlardı. Meryem’le yanlışlıkta birbirlerinin yerine yazılmalarında da bir hayır olduğunu düşündü.  Meryem küçüğü olmasına rağmen, köy muhtarının, Süllü’nün yerine Meryem’i, Meryem’in yerine Süllü’yü yazdırması neticesinde, Süllü ortaokula yazılma hakkı elde etmişti. Eğer böyle olmasaydı, Süllü on sekiz yaşında olacak ve böylece okuma hakkını da yitirmiş olacaktı.

Süllü birçok öğrencinin köylerden geldiğini görünce, okula gidip gelmede daha rahat olacağını düşünüyordu. Emsali olan arkadaşlarıyla, iyi ilişkiler kurmakta zorlanmayacağını, boyundan posundan utanacak bir durum söz konusu olmayacaktı.

Öğrenciler okulun birinci günü okullarını, sınıflarını ve ders programlarını öğrendiler. Öğretmenlerinin biri hariç hepsi ilkokul öğretmenlerinden oluşuyordu. Ortaokul öğretmeni olarak, sadece, Güler öğretmen vardı. Türkçe öğretmeni olan Güler öğretmen, İzmir Karşıyaka’dan gelmişti.

Ortaokul müdürü ise Köprübaşı ilkokul müdürü Mehmet beydi. Saçları beyazlamış, orta boylu, oldukça sevecen, tecrübeli bir müdürdü. Süllü babasından ortaokula kaydını yapanın bu müdür olduğunu öğrenmişti. Süllü müdürü bu yönüyle de çok sevmişti. Süllü’ye, hayallerinin önünü ve ortaokulun kapısını açan da bu müdürdü. Nasıl sevmesin ki.   Çünkü Demirci ortaokulu müdürü gibi Süllü’yü kapıdan kovmamış, babasına yakın ilgi göstererek kayıt sırasında her türlü yardımı yapmıştı…  

DEVAM EDECEK-

 

-- Adversting 6 REKLAM ALANI --




ETİKET :   köse-yazari-ismail-saricay-merdiven-81-okul-basliyor-yazisi-bengises-gazetesi-balikesir

Tümü