-- Adversting 9 REKLAM ALANI --

-- Adversting 10 --

MERDİVEN -73- NAYLON PABUÇ

18:25:40 | 2022-08-01
İsmail Sarıçay
İsmail Sarıçay      [email protected]

 

Gece güdümleri bitmiş, sonbaharın sonlarıydı. Havalar da iyice serinlemişti. Koyunlar artık gündüz güdülmeye başladı. Süllü kardeşinin üzüntüsünü hafifletmek için kendine uğraşılar bulmaya karar verdi. Melengiç dallarından Koçlarına bıçakla “Boy” adı verilen kertikli üç beş demeli süs eşyası yapıyordu. Bunların ortasına da kalp çeklinde muskaya benzer madalyonlar yapıyor, uçlarından kızgın şişle delerek, onları ipe dizip koçunun boynuna asıyordu. Zaman zaman çoban torbasına babasının ev aletlerinden keser, testere, şiş ve tahrasını koyarak koyun otlatmaya öyle gidiyordu. Dağlarda ormanlardan kestiği ahlât, kuru armut ağaçlarından, tahta kaşık, kepçe ve Kilim dokumak için anasına kirkitler yapıyordu. Özellikle ağaç kaşık ve kirkiti Fadime çok beğeniyordu. Süllü’nün yaptığı kirkitlerle kilim dokuyor, Süllü’ye kirkitler için dualar ediyordu. Evde kullanılan ağaç kaşıkların ve kepçelerin birçoğunu Süllü koyun güderken yapmıştı.

Zengin Süllü’nün bu becerilerini gördükçe şöyle diyordu. “Oğlum sen usta olasın diye senin kırk taşını kayaların marangoz Hasana toplatmıştım. Demek ki, kırk taşını kim topluyorsa ona çeker dedikleri doğru. Bak sen daha bu yaşta birçok alet yapmaya başladın. İnşallah ilerde, çiftimizi senin yaptığın sabanlarla ve boyunduruklarla süreriz” diyerek Süllü’yü hem takdir ediyor, hem de teşvik ediyordu.

Süllü bu aletleri yapmayı, önceki yıllarda birlikte koyun güttükleri şekercilerin Rıza’dan öğrenmişti. Rıza’nın elinden çok iş gelirdi. Yaşı da Süllü’den beş yaş büyüktü. Süllü, Rıza agasını çok severdi. Rıza ile bu yüzden çoban arkadaşı olmayı isterdi. Rıza ince uzun, tatlı dilli, sevecen, arkadaş canlısı, maharetli ve merhametli bir çobandı. Rıza, Süllü’ye de ara sıra keseri, testereyi eline verir, şurasını da sen yap diyerek Süllü’ye öğretirdi. Süllü Rıza’dan öğrendiklerini daha da geliştirerek ev aletlerini yapmaya başladı. Evlerinin kırık çıkık dökük yerlerini tamir ediyor, eksikleri tamamlıyordu.

Bunun dışında kara lastik ayakkabılardan sonra çıkan, kırmızı naylon ayakkabılar yeni yeni çıkmıştı. O günlere kadar siyah kamyon lastiğinden yapılan ve yapıştırılması söz konu olmayan ayakkabılar ve çizmeler giyiliyordu. Kırmızı naylon ayakkabılar ve çizmeler, delindiğinde ya da yırtıldığında yapıştırılabiliyordu.

Fadime Süllü’ye naylon ayakkabıların nasıl yapıştırıldığını öğrenmesi için, eskimiş ya da delinmiş, yırtılmış naylon ayakkabıları da yanlarına alarak, akşam koyun gütmekten geldikten sonra, eniştesi Börtlücelilerin İbrahim’in yanına götürdü. Bir taraftan da Süllü’ye şöyle diyordu. Oğlum;

 

“Fakirlik gitsin de dönmesin
Ocaklar yokluktan sönmesin”

 

Keçi çobanlığı yapan Börtlücelilerin İbrahim, Süllü’ye öğretmek için ayakkabının birini, maşayı ocakta kızdırarak, yapıştırma işlemini gösterdi. İkinci eskimiş naylon ayakkabıyı da, Süllü’ye tarif ederek ona yapıştırttı.  Böylece Süllü’ye naylon ayakkabı yapıştırmasını uygulamalı olarak öğretti. O günden sonra Süllü, ailesinin bütün naylon ayakkabılarını, kimseye ihtiyaç duymadan yapıştırıp tamir etmeye başladı.

Fadime Süllü’nün bu kabiliyetlerini gördükçe “ah benim Süllü’m. Bir de okullara okumaya gitseydi daha neler yapardı neler. Oğlumun kaderi anasının kaderi olmuş. Anası da çok okumak istedi ancak okuyamadı. Yavrumda çok istedi o da okuyamayıp çoban oldu. Ey rabbim! Oğluma okuma yolunda hayırlı kapılar açıver de, okuma hayallerini gerçekleştirsin. Sen her şeye kadirsin. Sen ol dediğinde her şey oluverir. Bir vesile yaratarak Süllü’mün okuma yolundaki engelleri kaldırıver…” diye Allah’a dua ve niyazlarda bulundu. Fadime devamlı Süllü için dua eder,  onun okuması halinde diğer çocuklarına ve kendilerine yardımcı olabileceğine gönülden inanırdı. Süllü’nün yaşının her yıl ilerlemesine ve delikanlılık yaşına girmesine rağmen ümidini kesmiyordu.

Zengin Süllü’nün okutulmasından söz açılınca şöyle diyordu. ”Fadime sen okutmaktan bahsediyorsun tamam. Elimizde imkân yok ki okutalım. Neyle okutacağız, bir işimiz, gelirimiz, maaşımız yok. Şöyle kırk elli koyunumuz ya da biraz tarlamız olsaydı, haydi birazını satıp savalım da okutalım derdik, o da yok. İstemesek de Süllü bizim gibi bu köyde yarı aç yarı tok geçinip gidecek. Başka çaremiz yok…” dedi.

 Fadime bunun üzerine; ”hele oğluma bir okul kapısı açılsın bakalım. Allah’tan ümit kesilmez. Başka bir yerden bir imkân da bulunuverir inşallah. Yola çıkmadan hangi imkânların karşımıza çıkacağını nerden bilelim beyim. Ah Ah!

 

Kıramadık fakirlik yoksulluk çemberini
Aşıramadık tümsekten yokluk tekerini.

 

 Bak çocuğun yaşı da geçiyor. Bir iki sene sonra askerlik muayenesine gidecek. Bu sıralarda gönderdik, gönderdik, gönderemezsek oğlum bizim gibi buralarda aç açık sürünecek. Ona yanıyorum…” dedi.

Bunun üzerine Zengin; “Bak Fadime, Mustafa yeni sene ilkokulu bitirecek, o koyunları gütmeye başlayınca, imkân bulursak inşallah Süllü’yü okumaya göndermeye çalışırız. Bu halimizle çok zor ama bakarız bir çaresine” diyerek Fadime’yi teselli etmeye çalıştı.

Süllü bin dokuz yüz altmış sekizi, altmış dokuza bağlayan kış aylarında karda kışta koyun gütmeye devam etti. Bulduğu kitapları torbasına koyarak dağlarda durmadan okuyordu. Yaşı on yediye basmıştı ama okuma azminden ve hayalinden bir şey kaybetmiyordu.

***

Bin dokuz yüz altmış dokuzun Mayıs ayı sonunda Süllü’nün kardeşi Mustafa, ilkokul beşinci sınıftan mezun oldu. Mezun olur olmaz, Süllü rençperliğe Mustafa çobanlığa terfi etti.

Süllü o andan itibaren anası, babası ve diğer küçük kardeşleriyle birlikte tarım işlerine başladı. Süllü’nün tarım işlerine başlamasıyla, Zengin’nin yükü biraz hafifledi. Süllü kız kardeşleri Meryem ve Gülfidan ile birlikte bütün işleri omuzladı. Üçkardeş, bostan, tütün çapası, orak, harman işlerini birlikte yapıyorlar, babaları Zengin de, bahçe ve bostanların bakımıyla uğraşıyordu. Fadime de, tamamen ev işleriyle uğraşır duruma geldi. Böylelikle aile içinde bir iş bölümü yapıldı. Süllü’nün çobanlıktan tarla işlerine girmesiyle, hem Fadime’nin hem de Zengin’nin üzerlerindeki ağır yük oldukça hafifledi.

Kış günleri Meryem ile Gülfidan eve kurulan halı tezgâhında halı dokuyordu. On beş günde bir, altı metrekarelik halıyı gece gündüz demeyerek dokuyup, bitiriyor ve dokuma parası alınıyordu. Bununla geçinilmeye çalışılıyordu.

Artık yazları da Süllü ve kardeşleri kendi işlerini bitirdiği durumlarda boş durmuyorlar, İcikler ve Saraycık köyüne yevmiyeyle orak biçmeye, tütün çapasına gidiyorlardı. Böylece yaz aylarında da eve para girmeye başladı. Hatta gün oluyordu ki, eve yedişer liradan üç yevmiye birden giriyordu. Bu durum Zenginin cebine para girmesini sağlıyordu. Günden güne ailenin ekonomik durumu da biraz düzelmeye başladı.

Orak biçme işleri bitmişti. Desteler İcikler yakınında bulunan Koca çam harman yerine kağnı arabalarıyla taşınarak koni şeklinde harman haline getirildi. Sıra bir çift öküz ve düvenle harman sürmeye gelmişti. 

-DEVAM EDECEK-

 

-- Adversting 6 REKLAM ALANI --




ETİKET :  

Tümü