-- Adversting 9 REKLAM ALANI --

-- Adversting 10 --

Merdiven 74 Güneş Doğuyor

11:56:07 | 2022-08-10
İsmail Sarıçay
İsmail Sarıçay      [email protected]

 

Zengin Süllü’yle birlikte öküzleri harmana koşup Temmuz sıcağında düven sürmeye başladılar. Kırk, kırk beş derece güneşin altında, düven sürmek kolay değildi. Süllü orak biçerken zaten eli yüzü yanık odun gibi simsiyah yanmıştı. Şimdi de sabahtan akşama kadar, Temmuz güneşi altında harman çevresinde, düven üstünde dönmeye ve pişmeye devam ediyordu.

Harman işinde de, Süllü babasına elinden geldiği kadar yardım yapıyordu. Ancak bu ağır işlerden kurtulmanın yolunun da ancak okuyup bir memur olmaktan geçtiğini düşünüyordu. Okumaktan başka çaresinin olmadığını biliyordu. Hayatının bu yokluk ve yoksulluk içinde, üstelik çok ağır olan tarım işlerinde geçirmenin oldukça zor olduğunu yaşayarak görüyordu.

Zengin düvenin üstünde harman sürüyor, Süllü ezilen harmanı toz duman içerisinde Dirgenle karıştırıyordu. Zaman zaman yer değişip, Süllü düven sürüyor, Zengin karıştırıyordu.

Öğle vakitleri öküzler bir, bir buçuk kilometre uzaklıktaki coşkunun pınarına sulamaya götürülüyordu. İçme suları da pınardan testilere doldurularak eşeklerle harman yerine getiriliyordu. Süllü her öğlen vakti öküzleri ve eşeklerini sulamaya götürüp getiriyordu.

Harmanlardan, önce arpa harmanları, sonra buğday harmanları, daha sonra burçak ve nohut harmanları sürüldü. Düven sürme işi yaklaşık bir ay devam etti. Harmanlar sürüldükten sonra, “malama haline gelen ekinler, üçgen prizma şeklinde yığılarak tınaz haline getirildi. Bu duruma şöyle denirdi.

 

“Harman ola sür hele
Tınaz ola ver yele”

 

İş tınazın savrulmasına geldi. Harmanlar genellikle poyraz rüzgârıyla savrulurdu. Çünkü poyraz yörede kuvvetli eserdi. Zengin, iki arkadaşı ve Süllü olmak üzere ikindi sonrası çıkacak kuvvetli poyrazın esmesini beklediler.

Çıkan poyrazla birlikte, tınazın iki tarafından ikişerli olarak savurmaya başladılar. Tınaz akşama doğru savrulup samanla seç birbirinden ayrıldı. Seçler elenip çuvallandı. Eleme sonunda Kes ve gölcürler ayrılarak başka bir yere yığıldı. Gölcürler tavuklara yem olarak kullanılıyordu. Kes’lerin içinde fazla buğday ya da arpa tanesi kalmadığı için, kurda kuşa yem olsun diye harman yerinde bırakılıyordu. 

Çuvallar kağnı arabasına teker teker yüklendi.  Kağnının gacur gucur sesleri arasında İcikler’e varıldı. Altışar tenekelik ya da üçer kilelik çuvalları, Süllü tek tek kağnıdan sırtına alarak, tahta merdivenlerden, evin çardağında bulunan ambarın yanına getirdi. Zengin’in yardımıyla Süllü buğday çuvallarını ambarın üstüne ağaç merdivenden çıkarak ambara boşalttı. Bu sırada Süllü’nün sırtında akan ter, sırtında bulunan göynek ve entarileri iyice ıslattı. Sıksan suyu akacaktı. Süllü adeta suya dalıp çıkmış gibi oldu. Fakat bu durum bir defaya mahsus değildi. Beş on kere kağnı ve eşeklerle ancak taşınabiliyordu ekinler. Gündüz bitirilemezse, gece seçlerin başında yatıya kalınıyordu. Fakat gençliğin verdiği güçle, bu işler Süllü’ye vız gelip tırıs gidiyordu.

Seçlerin taşınmasından bir gün sonra, sıra samanların taşınmasına geldi. Samanlar kağnıya yerleştirilen çuldan yapılan geriye doldurularak öküzler vasıtasıyla, saman hararlarıyla da eşeklerle taşınarak saman damına dolduruldu.

Ardından nohut ve burçak harmanları sürüldü. Onların miktarı az olduğu için bir iki gün içinde halledildi.

Orak ve harman işlerinden sonra tütün ve palamut işlerine devam ediliyordu. Zengin Kuyunun yanında babasından kalma yere tütün dikmişti.  Tütün serin havada kırılıp dizilirdi. Onun için gece kırılır, gündüz iğnelerle dizilip sırıklara aktarılırdı. 

Tütün kırımına gece saat iki veya üç sıralarında gidilirdi. Eğer erken gidilmezse yeteri kadar kırım yapılamazdı. Çünkü tütün güneşi gördüğünde hemen buruşur, yaprakların kırılması zorlaşırdı.  Doğru dürüst bir gece uykusuna hasret kalınıyordu. Her ne kadar gündüz tütün dizimleri bittikten sonra uyunsa da, gece uykusunun yerini tutmuyordu. Gündüz tütünler dizilirken Süllü kardeşlerine şöyle diyordu.

 

“Tütün dizerim tütün

Süllü ağırdır yükün

Gecesi gündüzü yok

Tütün çekilmez köyün”

 

Süllü tütün tarlasında sık sık okumaya gitmekten bahsediyordu. Fadime de devamlı Süllü’ye destek çıkıyordu.

Bir gün Zengin dedi ki; “Oğlum madem bu kadar okumak istiyorsun, o zaman Demirci’ye git, okula yazıl da gel” dedi.

Süllü’den önce Fadime’nin yüzünde güller açılıverdi bu sözü duyunca.

Süllü dedi ki; “Baba ben Demirci’yi bilmiyorum. Beraber gidelim yazılmaya” dedi.

Zengin; “oğlum ben girilecek çıkılacak yerleri bilmem. Ben köylü bir adamım. Kendin git, Ortaokula yazıl da gel” dedi.

Süllü boynunu büktü. Sesini çıkaramadı. Fadime hemen devreye girdi.

 “Bey bey Demirci’yi bilen birisini bulsak da onunla göndersek Süllü’mü iyi olur” dedi.

Zengin bir süre sustu. Biraz düşündükten sonra şöyle dedi.

“Gıcırların Mustafa’ya söylesek acaba gider mi? Onun çocukları Demirci’de okuyor. Hem girilecek çıkılacak yerleri de iyi bilir” dedi.

Fadime; “O zaman hemen köye varır varmaz, sıcağı sıcağına söyle o zaman, yarın gitsinler” dedi.

Zengin; “Tamam, tamam merak etmeyin. Eve varalım, karnımızı doyuralım. Ondan sonra hemen gider konuşurum. Masraflarını da biz karşılarız derim. İnşallah kabul eder.”

Süllü sevinçten kanatlandı adeta uçuyordu. Kendi kendine inşallah bir engel çıkmaz da ortaokula yazılır gelirim diye düşünüyordu.

Fadime ise bu karar karşısında, Süllü’ye dua üstüne dualar ediyor, sevinçten yerinde duramıyordu. Yıllardan beri kurduğu hayallerin gerçekleşmesi için artık bir ışık yanmıştı.  Dilinden şunlar dökülüverdi.

 

“Hayaller insanın kanatlarıdır

Hedefe yol açan ırgatlarıdır”  dedi.

 

Güneş doğmak üzereydi. Tütün tarlasından kuşluk vakti dönülüyordu. Süllü bir an önce tütünden eve gitme vakti gelse de gitsek diye can atıyordu. İçinden bir ses şöyle diyordu.

 

“Anlıma güneş doğsa

Karanlıkları boğsa

Bulutsuz olan gökten

Başıma rahmet yağsa” diyordu.

-DEVAM EDECEK-

 

-- Adversting 6 REKLAM ALANI --




ETİKET :  

Tümü