Facebook'ta takip et.Twitter'da takip et. Abone Ol!
İsmail Sarıçay
Merdiven 39 - Samanlık
23.11.2021

  

 

 

 


…Fadime’ye görümceleri analarından saklı yemek getiriyor, su veriyorlardı.

Fadime iyileştikten sonra tekrar günlük işlere başladı. Fatma Hanım onu ezmeye, köpek yerine bile koymamaya devam etti. Demek ki kaynana eziyeti böyle oluyormuş dedirtti.

Fadime’nin en çok zoruna giden şu sözler oluyordu. Fatma Hanım kendisine “gara katırın kızı, kör gelin, uyuşuk gelin, tembel gelin, mıymıntı, çocuk başıyla birde gelin olmuş utanmadan…” gibi sözlerle hakaretlerde bulunmasıydı. Fadime’nin kaderinde çile çekmek varmış. O büyüklerine her şeye rağmen saygısından dolayı karşılık vermiyordu.

Ara sıra ben okusaydım şimdi bunlara muhatap olmazdım. Okumama engel olan Fazıl öğretmeni hiç affetmeyeceğim. Bunlar benim başıma hep cahil bırakılmamdan geliyor diyordu. Okumasına engel olan Fazıl öğretmene beddualarda bulunuyordu.

Okuyup öğretmen olsaydım bana bunları kimse yapamazdı. Eğer Allah nasip ederde sağlıklı sıhhatli çocuklarım olursa, onları mutlaka okutacağım diyordu.

Okuyamamanın intikamını, kendi çocuklarını okutarak alacağını söylüyordu. Hem de üniversitelere kadar okutup büyük adam edeceğim diyordu.

Nurullah baktı anasıyla yapamayacaklar, kesin ayrılmaya karar verdi. Kararı verdikten sonra ayrılacakları evi aramaya başladı. Köyde boş evde yoktu. Herkesin ancak kendi evi vardı. Ev yapmasının da mümkün olmadığını biliyordu. Ne parası ne de doğru dürüst işi vardı.

Köyde büyük eniştesi Patır Hüseyin’in yanına gitti. Ona durumu anlattı. Patır Hüseyin’de; “Bak Nurullah, şu bizim saman damı var ya, orada biraz saman kaldı. O samanları şu diğer saman damına taşırsan, orada kalabilirsin.  Orayı temizle, düzenle, istediğin kadar orada kalabilirsin. Kira mira da istemiyorum” dedi.

Nurullah çaresizdi. Ya saman damını ev olarak kullanacak ya da anasının Fadime’ye yaptığı zulümlere katlanacaktı.

Saman damının sadece küçük bir penceresi ya da kare çeklinde bir delik vardı. Dam karanlık olmasın diye. Çerçevesi bile yoktu. Ne ocaklık, ne banyo, ne yüklük vardı.  Birde derme çatma kapısı vardı. Üstü ise kalaslardan, çam dallarından oluşturulmuş bir çatı, üzerine de toprak atılmış ve sıkıştırılmış kara örtülü bir yerdi. Burası yerine göre saman damı olarak kullanılıyor, yerine göre de hayvanlar için dam olarak kullanılıyordu.

Nurullah; “tamam Hüseyin aga, ben orayı boşaltıp, temizleyip girerim. Başka çaremde yok zaten” dedi. Patır Hüseyin de, “ben sana düzenlemede yardım ederim” dedi.

Saman damının tabanı topraktı. Nurullah tabanında taş ve toprak yükseltileri olan damdaki samanları, çuvallarla diğer dama taşıdı. Temizledi. Tabanı çapa ve kürekle kazarak düzledi. Eğrelti kapıyı söktü.

Eniştesi  Patır Hüseyin’in elinden marangozluk işleri de geliyordu.

Patır Hüseyin dedi ki; “Damın kapısını ve penceresini ben yapıvereyim. Eliyle işaret ederek şuraya bir ocaklık, buraya da bir gusülhane yaparız olur biter” dedi.

Evinde bulunan tahta ve kalaslarla kapıyı yapıp yerine taktı. Pencereye de çerçeveye benzer bir şey yaptı. Çerçevenin üzerine ışık gelsin diye beyaz bir kaput bezi gerdirdi ve oldu bir pencere.  Ocaklık ve gusülhaneyi de kararlaştırdıkları yerlere tahta ve kalaslardan yapıverdi.

Fatma Hanım iki de bir hem Nurullah’a hem de Fadime’ye, defolup gidin, hala niye duruyorsunuz, sizi gözüm görmesin diye söylenip durmaya devam ediyordu.

Artık Fadime’nin dayanacak gücü kalmamıştı. Olan bitenleri de anasına babasına söyleyemiyordu. Kaderim beyleymiş deyip katlanıyordu.

Anası Sıdıka Hanım, kızım geçiminiz nasıl dediğinde, ana şimdilik iyi bakalım deyip geçiştiriyordu.

Koç Mustafa’nın olandan bitenden haberi olsa hemen bir çare bulurdu. Fakat ne Nurullah ne de Fadime ona bir şey söylemiyorlardı. Koç Mustafa duysaydı kendi evinin üç odası vardı. Birini boşaltıp oraya yerleştirebilirdi. Ancak hep onlardan sakladılar.

Fatma Hanım bir sabah yine Fadime’ye hakaretler yağdırmaya, aşağılamaya başladı.

Nurullah hemen devreye girdi. “Ana Fadime sana ne dedi ki, durmadan kötü sözler söylüyorsun. Yapma böyle. Allah razı olmaz. Bak sana karşı tek cümle kurmuyor. Hep içine atıyor. Yarın Allah korusun ince hastalığa filan tutulur. Şu yok halimizde o zaman ne yaparız.”

Fatma Hanım sesini daha da yükselterek, “geberse de kurtulsak şu mıymıntıdan. Kovala bunu diyorum kovalamıyorsun. Bari ölse de kurtulsak…”

Nurullah anasının bu kadar zulmüne ilk defa şahit oluyordu. Fadime çekinerek anlatsa da, içinden bu kadar da olmaz diye geçiriyordu.

Nurullah baktı olacak gibi değil, “ana o zaman bizi hemen bu gün ayırıver. Biz kendi evimizi kuralım” dedi

Fatma Hanım Nurullah’ın bu sözüne karşı, “defolup gidin, defolup gidin, cehennemin dibine kadar yolunuz var. Olmaz olsun senin gibi oğlan. Ben seni bu dul halimle nasıl büyüttüm, bilmezsin tabi. Seni doğuracağıma köpek doğursaydım keşke. Kahrolası benim sözüme değil de, garının sözüne bakıyor. Şunun haline bak. Daha ilk günden beri gılıbıksın sen gılıbık. Ben görmeden gılıbık mektebinde mi okudun anlamadım.  Olmaz olsun senin gibi oğul. Defolun, defolun, görmesin sizi bir daha gözüm” dedi…

-DEVAM EDECEK-


Bu yazı 455 kez okundu.
sanalbasin.com üyesidir

SON YORUMLAR

Bengises [email protected] | İzinsiz ve Kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Espower Bilisim