Facebook'ta takip et.Twitter'da takip et. Abone Ol!
Aslan Torun
Üç gün Akçay'da tatil
15.07.2021

                           

   Balıkesir Büyük Şehir Belediyesi Başkanı ve Edremit Belediye Başkanına açık mektup:

Geçtiğimiz hafta üç günlüğüne Akçaya gidip döndük. En büyük gündemimiz yine şüphesiz ki Korona virüsü. Nereye gitsek kiminle konuşsak herkesin dilinde virüs. Bir buçuk yılı aşkın bir süredir ülkemize illet olan bu hastalık öyle görünüyor ki daha uzun bir süre bizi uğraştıracak ve de gündemimizden epey bir zaman düşmeyecek. Körfezde Akçay ve çevresinde kışın 15-20 bin olan nüfus yaz aylarında 150-200 bini buluyor. Kalabalık ve bilhassa trafik sıkışıklığı her yerde olduğu gibi Akçay ve çevresinde de problem olmaya devam ediyor. Her ne kadarda geçen yıllar kadar olmazsa bile körfezde kalabalık ve yığılma Haziran ayında başlayıp bilhassa Temmuzun başından beri iyice yoğunlaşmış durumda. Akçay ve çevresine giriş yapan araçların büyük çoğunluğu İstanbul plakalı. Vatandaş yaz geldi mi haklı olarak İstanbul un sıcağı, kalabalığı, trafiğinden ve stresinden kaçarak körfeze geliyorlar. İstanbul bir dünya metropolü, dünyanın birçok ülkesinden daha kalabalık,  bu hastalığın da en çok görüldüğü ve ölümlerin en fazla olduğu bir ilimiz. Bu nedenledir ki gerek burada yaşayan veya bilhassa İstanbul’dan tatile gelen vatandaşlarımıza çok büyük görevler düşmektedir. Emekli bir Sağlıkçı olmam nedeniyle özellikle söylemek istediğim iki şey var birisi bu hastalığın uzun süre ülkemizi ve bizi terk etmeyip uğraştırmaya devam edeceği ve ikincisi de bu illetin ve virüsün hiç şakaya alınamayacağıdır. Gündemimizden hiç düşmediği için herkes adeta bir virüs uzmanı oldu çıktı. Aşısı bulundu yok Çin aşısı mı yoksa Alman aşısı mı daha iyi tartışılıp duruyor. Kardeşim aşını yaptır da hangisi olursa olsun. Yine yaz geldi mi virüs azalacak diye herkes bir şey söylüyor. Bunların hiç birisi bilimsel olarak açıklanmış bir şey değil. Sağlık Bakanımız ve uzmanlarımız devamlı uyarıyorlar maske, mesafe ve sağlık bilgisi kuralarına uyalım diye ama kendimde 65 yaş üstü olmama ve gözerlerime göre özellikle gençler sokakta ve bilhassa sahil kesimleri ve deniz kıyısında kurallara hiç uymuyorlar. Biz 65 yaş ve üstü olanlar yine de az çok bu kurallara uymaya çalışıyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki yaşlılarımızın hemen hepimizde kalp,  tansiyon,  şeker ve başka kronik hastalıklarımız olduğu için Allah göstermesin bu virüse yakalanırsak kurtulma şansımız hemen hemen hiç yok. Ama maalesef gençler yanlış bir düşünce içindedirler. Nasıl olsa biz genciz virüs bizde olmaz, olsa bile bize bir şey yapmaz biz hasta olmayız, bizim bağışıklık sistemimiz güçlü diye büyük bir yanılgı içindedirler. Oysa yanıldıkları iki önemli nokta var: Birincisi gençler virüs kaptığı zaman hasta olmasalar bile veya hastalığı hafifte geçirseler bu illet vücutta en çok kalp karaciğer akciğerler böbrek ve başka birçok organlarda ileride ortaya çıkacak çok kötü kalıcı zararlar bırakabiliyor. Bir diğer önemli zararı da virüs taşıyan bir genç kendi hasta olmasa bile bir yaşlıya virüs bulaştırıp onun hasta olmasına hasta ölmesine bile sebep olabilirler. Onun için herkese ama bilhassa gençlere daha büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu koronayı daha çok yazacağımız için şimdi bir önemli konuya daha değinmek istiyorum.

 Bu yıl körfezde deniz çok güzel, hem sıcak hem temiz. Ancak bu yıl denizde garip bir koku var. Dalyan tarafında bulunan arıtma tesislerinin çalışmasında bir aksaklık var mı yok mu bilemiyoruz. Bu koku belki ondan oluyordur sanırım. Biz de fırsat buldukça iyice tenha yerlerde kurallara uyarak denize girdik. Bir diğer önemli konuda Müsilaj tehlikesi. Yıllardan beri acımasızca kirlettiğimiz ve ne bulduysak attığımız ama şimdi iflas bayrağı çekerek adeta bizden intikam almaya başlayan Marmara denizinde ortaya çıkan bu deniz salyası inşallah Körfeze kadar ulaşmaz yoksa körfez hayat resmen durur. Şu anda Marmara Denizinden sonra Çanakkale boğazını aşarak Saroz körfezini de kuşatan bu kirlilik adım adım Egeye doğru ilerlemektedir. Çok acil olarak buna bir çare bulunmalıdır. Altınkuma yakın olduğumuz için iyice ileri giderek kalabalıktan uzak denize girdik ama dediğim gibi bir koku bizi iyice rahatsız etti. Bir diğer önemli konuda görebildiğim kadarıyla çoğu kişiler ve özellikle gençler kurallara uymadan mesafe ve maskeyi hiçe sayarak denize girip çıkıyorlar. Kontrol ve denetim diye bir şey yok. Altınkumda boydan boya yürüyüş ve bisiklet parkuru yapılarak çevre düzenlenmesi çalışmaları çok güzel olmuş. Emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Yalnız bu güzel hizmetlerin ötesinde Altınkum sahil boyu baştanbaşa adeta işgal edilmiş durumda. Gazino ve büfe sahipleri gündüzleri nerdeyse denize kadar masa şemsiye ve şezlongları dizip adı Halk plajı olarak bilinen yerde milletin rahatça denize girecek yerler çok daraltılmış nerdeyse denize giriş çıkış imkânsız hale gelmiştir. Önüne gelen gücü yeten bir köşeyi işgal etmiş birkaç masa şemsiye atmışlar ancak  gerekli izni alıp almadığı da belli değildir. Gündüz böyle olduğu gibi geceleri durum daha vahim bir hal almaktadır. Korona nedeniyle gazinoların içine oturmayan millet deniz kenarında ki masaları tercih ediyorlar ancak nerdeyse imkân olsa gazino sahipleri denizin içine bile masa kuracaklar. Masalarda oturanlar ne mesafe ne maske kuralına dikkat eden hemen hemen hiç yok. Aynı şekilde çalışanlarda maske kullanan çok az. Yine gazinoların arasında milletin rahatça oturacağı yer yok denecek kadar az. Biraz rahat oturmak için onların masalarına oturacaksın onların verdiği çayı diğer şeyleri içeceksin. Artık fiyatlarını burada yazmak istemiyorum.

  İki gece önce çayımızı yaptık Altınkum’da iki gazino arasında deniz kenarında ufak boş bir yer bularak kilim serdik ve oturduk. Yerde oturup çaylarımız içtikten sonra biraz yorulduğum için hemen yanımızda ki gazinonun masasından bir sandalye çekip beş dakika oturayım dedim. Masalar sandalyeler tamamen boş olmasına rağmen anında garson fırlayıp yanıma geldi ve –Sandalyeyi alma amca dedi. Ben de –Evladım yoruldum 5 dakika şurada oturup yerine koyacağım desem de bu defa biraz sert bir şekilde-Bizden bir şey içmediğiniz için vermeyiz deyince-Evladım ne olacak insanlık öldü mü dedim. Bu defa daha da kızdı ve sert bir şekilde –Git amca başımdan 65 yaş üstüsün bir de seninle uğraşamam diye bağırdı. Sesimizi duyan oğlum geldi garsona –Biraz daha nazik olamaz mısın diye söyleyince hemen anında içeriden iki kişi daha geldi bizi tehdit etmeye başladılar. Ben oğlanı zorla zapt ettim ve baktım başımız belaya girecek hemen eşyalarımızı çoluk çocuğu toplayıp oradan uzaklaştık. Bir sandalye yüzünden az kalsın dayak yemediğimiz kaldı. Zaten biz millet olarak böyle krizleri sıkıntılı günleri fırsata çevirerek kimin kime gücü yeterse,  kim kimi soyarsa yanlarına kalmıyor mu? Allah korkusu yok, vicdan duygusu zaten bitmiş, kontrol, denetim zaten var mı yok mu onu da bilmiyoruz.

 Onun için hem Büyükşehir Belediyemizden hem de Edremit Belediyesinden rica ediyorum hem korona konusunda hem de sahillerin işgali ve haksız kazanç konusunda denetim ve kontrollerin daha iyi ve sıkı bir şekilde yapılırsa vatandaşımız daha rahat edecektir inancındayım.

  Sağlık ve esenlik dileklerimle...  

 

   

 

 

 


Bu yazı 980 kez okundu.
sanalbasin.com üyesidir

SON YORUMLAR

Bengises [email protected] | İzinsiz ve Kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Espower Bilisim