Facebook'ta takip et.Twitter'da takip et. Abone Ol!
Aydın AKDENİZ
Ben Offoufo
17.06.2020

 

Bir Avcıyım Düşlerimiz de hareketlenir gökte eğer kayarsa bir yıldız ve kelimeler. Yatağına sığmayan ne varsa ortaya saçılır. Taşkın sular gibi hep dışa vurur cümleler. Bakış yer ile gök arasında ikirciklenir. Işık bile yol tutmuşken şimdi hangi yöne düşmeli. Kuzeyden güneye, doğudan batıya mı atılmalı adımlar. Sona yazgılıyken yoldaki duraksamalar neden. Güneş mesela ufuk çizgisine kayar da kaybolur. O solgun yüzü sahi orada ne bekler? Oysa her doğum leke bırakır geceden. Yükseliş kusursa eğer işte bu yüklenişe bağlanır. Sonsuzluk taş gibi ağır zihnimize, yalnız üç hece. Bir nefese sığacak kısalıkta. Boyun eğiş ki bize katlanmak düştü. O ışıktan yol gösterişe bir ad bulmak gerekti. Gecenin gören gözü, cezaya uğramış yıldız gibi. Parlaktı çünkü soğuktu da. Dostu düşmanı hiç seçemezdi. Hem avcıya hem ekip biçene gülen yüze ne demeli. Demir Kazık... Evet, uygun isim. Ağaç yukarılara geçit bulur ve yapraklar ışığa yaslanır, aşağı inen kök kötülükle besleniyor olsa da. Ölüm o sabit yıldızın ışığında gece gibi bize. Soğuk ve kasvetli. İster hayat ağacı olsun adı isterse dallar sonsuz yüceliğe uzansın. Dilek tutmak geçer içinden bu tezat işleyişe bakıp. Kısa süreli oyalanışlar çeker canın. Nefes alıp verecek kadar hatta bir ömür, ikirciklenirsin de. Çünkü aklın bir çırpıda söylenen o üç heceye takılı, son-suz-luk . Ama nerede ve nasıl mümkündü bu. Yerde mi yoksa gökte mi aramalı eğer varsa ilacı. Şu gök kubbenin altı bizden başka soluk alıp veren canlılar için boşuna debelenilen yer midir? Ya da ölüm apaçıktır da kendisine dilsizliği hep bu yüzden midir? İlla susmak mı gerek. Yoksa çare kaygının harfe, sözcüğe, sese dönüşmesine hiç fırsat vermeyişte mi gizlidir. Bu bilgece olsa da, tanımsızdı. Bilgelik ise yalnız bizde karşılığı olandı. Sabit bir düşünceyle harelenir o bakış, akıl çıkmazlar içindedir. Çaresiz ve sancıyla kıvranırken kişi, az da olsa öfke ateşinin yansısıyla beslenir. Yere her düşeni, kımıltısız orada öylece kalışı görerek büyür de ister istemez başı öne eğilir. Çünkü ışığın yazgısına ortak olmuştur. Ve bu kez ateşe yönelmiştir bakışı. O uğursuz rüzgâr çıktı da ocaktaki köz harlandı. Yüzü göründü yabancının. Gölgeler kâh uzayıp kâh kısalıyordu mağaranın duvarında. Ciğerine hapsettiği nefesi salıverdi ve rahatladı adam. Evet, yetişkin biri olarak yalnızdı içeride. Elinde taş baltası nispeten küçük, savunmasız gölgelerin üzerine doğru yürüyecekti. Avcı yüküyle mağara yolunda. Eti tütsüleyecek postunu güya ocak başına serecekti. Yolda bakışları bir an dağ zirvesinden aşağılara kaydı . Vadinin güneye kıvrılmadığı bir düzlüğe. Çok köylü yaşardı orada, çok. İki elinin parmakları hep el olsa ve her parmağı tek tek saysa işte o kadar insan olacaktı. Hep tüterdi o ocaklar. Çamurdan, kurumuş saptan, çer ve çöpten barınaklar içinde. Yalnız av nedir, eldekiyle nasıl yetinmeli hiç bilemeden. Bunun yerine toprağı işlediler ve bir çitle çevirdiler çevresini. Derken dumanlar arttı. Çoğaldıkça çoğaldı her şey. Birdi on oldu o ekili toprak, iyice yayılırken vadiye. Ama iklim sert yüzünü göstermemişti henüz. Ve kuraklık gelip çattı kapıya, hastalık kırıp geçti ortalığı. Ateş ırmak olup aşağılara doğru aktı, gece ölümü kusup kıpkızıl ışıdı yeniden. İstediler ki iyice göğe yaklaşsınlar. Madem toprak cinsinde olan tav bu yakınlığa bağlıydı. Öyleyse hemen tapınak için taş üstüne taş koymaya başlanacaktı. Güneş o sıra kaç kez doğup batar, aldırış eden çıkmayacaktı buna. Oysa parmakla işaret edilebilir uzaklığı olacaktı mesafelerin. Ne çok yakın ne de çok uzak. Tam, olması gerektiği kadar... Ama o yolcu menziline ulaşmalıydı. Kararlılıkla yürümeliydi yolunda azığa bile ihtiyaç duymadan. Hâlbuki sen onu alıkoydun ve yavaşlattın adımlarını. Yıldız sayısız birçokluk gök kubbede... Ve sonsuza doğru hep akacak gibi, çakmak çakmak bakan kimi gözlere. Ambarındaki buğdayla yetinmeyi senin bilmen gerekirdi, karşıma çıkmadan daha en başında. Seni uğursuz, seni riyakâr! Ben Offoufo'yum . Bileğimi bükecek yiğit çıkmadı henüz karşıma. Kaslarım çelik gibi, nasıl olacaktı bu. Kim cesaret edebilir bu densizliğe! Ama cür'etin hoşuma gitmedi de değil. Atalarım öteden beri avcıdır benim. Pusu kurmak, tuzağa av çekme de pek de mahir. Ve kas gücü kadar aklını kullanmayı iyi bilirlerdi. Ya şu toprağa ihtirasla bağlanıp kalan siz, o kör gözlerinizle hangi ışığı gördünüz.

 

Bu yazıya “EdebiyatDaima.com” sitesinde yer verilmiştir.


Bu yazı 6573 kez okundu.
sanalbasin.com üyesidir

SON YORUMLAR

Bengises [email protected] | İzinsiz ve Kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Espower Bilisim