Facebook'ta takip et.Twitter'da takip et. Abone Ol!
Aslan Torun
ASRIN VEBASI-
12.04.2020

 

 

      Asrın Vebasını yazmaya devam ediyorum,

65 yaşında olduğumuz için eve mahkum edilişimizin bu gün 17. Günü. İyice evde oturmaya alıştık ama arada da bunaldığımız ve sıkıntıya girdiğimiz zamanlar da oluyor. Dün hanımla kahvaltı yaparken birden aklıma geldi ve konuşmaya başladım:

-Hanım dedim bu yaz Haziran Temmuz ayı gelsin seninle arabamıza binelim şöyle bir Karadeniz turuna çıkalım sonra da bizim memlekete Artvin, Şavşat ın sınırda ki köyümüze gidelim sonra da yaylaya çıkalım sınır ötesini, yemyeşil seyredilmeye doyum olmayan güzelim manzarasını seyredelim, soğuk sularından içip, temiz ve nefis orman havasını alıp tamamen doğayla baş başa 2 ay bir güzel tatil yapıp dönelim ister misin dedim. Hanım şaşkındı, dik dik yüzüme baktı, benden böyle teklif beklemiyordu,  kızgın bir şekilde konuştu:

 -Sen ne diyorsun millet, dünya alem, herkes can derdine düşmüş, yarın ne olacağımız belli değil dur bakalım, bu günler geçecek yaza çıkacak mıyız sen kendine göre hayaller kuruyorsun herhalde deyince bu defa lafı değiştirdim başka bir teklifte bulundum,

 -Hemen kızma kötü bir şey mi söyledim bizim memleket zaten uzak olduğu için gitmek istemiyorsun o zaman senin memleketin Edremit e gidelim, Akçay da kalırken Kaz dağlarında bir yazlık tutalım oksijen deposu güzelim dağ havası alıp, soğuk sularından içelim deyince hanım daha da kızdı yine öfkeyle cevap verdi:

 -Sen aklını mı kaybettin ben sana dur bakalım yaza çıkacak mıyız diye söylüyorum sen hala tatil, eğlence,  gezme derdindesin diye öfke saçmaya başlayınca baktım susacak değil onun sözünü kesip ciddi ciddi konuşmaya başladım:

 -Sen haklısın hem de çok haklısın bende işin farkındayım, bu virüs belasının başımızda ne kadar büyük bir tehlike olduğunu bilmez miyim ama ben sana sadece bir şaka yapmak istemiştim, bakalım tepkin ne olacak diye. Hanım biraz öfkesi geçer gibi oldu, ama yine de tepkiliydi.

-Tamam, şaka yaptım diyorsun ama hem böyle şeylere benim kızacağımı biliyorsun, hem de söylemekten geri durmuyorsun, bilmiyor musun can derdine düştüğümüzü diye konuşunca artık ona işin ciddiyetini anlatmanın tam zamanı geldiğine inanarak konuşmaya başladım:

 -Evet, ben de senin gibi herkes gibi can derdindeyim, sonumuzun ne olacağını bilemiyorum, işin şakasının da olmadığını biliyorum ama ne oldu da çok değil daha bir ay önce herkes, hepimiz, bütün insanlar mal derdindeyken ne oldu da şimdi can derdine düştüler, kimsenin gözü artık bir şeyi görmez oldu,  herkes yarınından endişe etmeye başladılar? Ha ne oldu diye sorar gibi bakınca hanım-O gün şartlar öyleydi bugün şartlar böyle diye bir şeyler söylemeye çalıştı ama ben yine hemen onun sözünü kesip devam ettim:

 -Ben hep sana olsun, çocuklarıma olsun söylemiyor muydum benim çocukluk, okul ve gençlik yıllarım çok zor, yokluk ve sıkıntılar içinde geçti,  şimdi her şeyimiz var, her şey bollaştı, bir giydiğimizi bir daha giymek istemiyoruz, yediğimiz önümüzde, yemediğimiz arkamızda bu nimetlerin kıymetini bilelim, bakarsın bir gün gelir bunlara muhtaç kalırız dediğimde bilhassa çocuklar, gençler hep aynı şeyi demiyorlar mıydı –Sizin zamanınızda şartlar öyleydi, şimdi bizim zamanımız böyle diyerek hiç böyle günler geleceğini akıllarına bile getirmek istemiyorlardı, bak ne oldu, ne günlere kaldık değil mi? Hanım çaresiz bir şekilde yüzüme baktı,  ben devam ettim:

 -Hem sen değil miydin daha bir ay önce çok sağlam İnegöl kerestesinden yapılmış gardrobu- bu da benimle yaşlanacak mı diye beğenmeyip bir sürü para dökerek yenisini yaptıran, yine biraz havalar ısınınca evin parkelerini değiştirmek isteyen, her gün aynı renkte görüp, artık bıktığı için yepyeni koltuk takımını değiştirmeye, hatta yazlığa da yeni koltuk takımı almaya, oranında bütün odalarının parkelerini değiştirmeye karar vermiştin şimdi yine aynı düşüncede misin? Baktım hanım –Bilmiyorum anlamında başını salladı, ben sazı nasıl olsa elime aldım ya konuşmaya devam ettim:

-Dur bakalım daha sözüm bitmedi, daha bir ay öncesi değil miydi kendimize ne kadar güven duyuyor kendimizden ne kadar emindik. Hiç ölümü aklımıza getirmeden dünya malına, dünya hırsına kapılmıştık. Başımızı sokacak bir yuvamız, bir arabamız, işimiz, gücümüz, aşımız, ekmeğimiz vardı ama yetmez daha çok olmalıydı. Kışlık bir evimiz olduğu gibi en iyi sahil kasabasında bir de yazlığımız olmalıydı. Bir araba yetmez hanımın hatta çocuğunda bir arabası olmalıydı. Evin salonunun eşyaları her yıl değişmeli modası geçenler değiştirilmeliydi. Beyaz eşyanın, elektronik ürünlerin en son icat edilenleri biz de olmalıydı. Evimizi daha büyütüp komşularımıza caka satmalıydık. Otomobilimizi biraz yaşlandı, 50 bini devirdi yenilemeliydik. Üstümüze para yağmalı harcadıkça harcamalıydık. Az çalışıp çok para kazanmalıydık. Az bulduğumuzda sabretmeyi, çok bulduğumuzda şükretmeyi unutmalıydık. Donattığımız sofralarımızda tabakları silip süpürmeyi ayıp sayarak ülkemizde ve dünyanın birçok yerinde bir lokma ekmeğe muhtaç açlıktan ölen çocukları aklımıza getirmeden her gün milyonlarca ekmeği çöpe atmalıydık. Burnumuzun dibinde çocuklar, mazlumlar katlediliyor açlıkla boğuşuyor, karda kışta imdat diye feryat ediyorlarmış umursamamalıydık. Bize dokunmayan yılan bin yaşasın demeliydik. Güçlünün güçsüzü ezdiği adaletsiz bir dünya düzenine burun kıvırıp geçmeliydik. Yıllardır mücadelesini verdiğimiz terör belası, yoksulun, garibanın çocuğunu öldürürken biz yatağımızda rahat uyurken gözlerimizi yumup barış, kardeşlik saçmalıkları söylemeliydik.

  Dedelerimiz, ninelerimiz, büyüklerimiz ne kötü, yoksul günler yaşamışlar, sizin zamanınız öyleymiş he he! diyerek onlarla alay ederek geçmeliydik, yaşlılarımızı ya huzur evine veya kendi ufacık evlerine hapsederek aylar, yıllar geçse de onların gözlerini kapılara dikerek, yollarımızı gözettirmeliydik. Eşle dostla ilgiyi keserek, dünyayı ayağımızın altına getirmemize rağmen en yakınımıza bile ilişkiyi kesip herkesle yabancılaşmalıydık. Komşumuz açken, tok yatıp, aynı apartmanda yaşayıp birbirimizi hiç tanımamalıydık. Maddi doyumluluklara kavuşurken manevi yönden her geçen gün tükenişe doğru gidişimize aldırmayarak her geçen gün bölünen, parçalanan aile yapımızın çatırdamasına göz yumup, aile içi geçimsizliğin had safhaya varıp, boşanmaların ve eşlerin yok yere sokak ortasında öldürülmesine göz yummalıydık. Kısacası medenileşiyoruz, modernleşiyoruz, Avrupalılaşıyoruz diyerek her geçen gün insanlığımızdan uzaklaşmalıydık.

İşte böyle maddi yönden rahat yaşarken elimizde ki nimetlerin kıymetinizi bilmediğimiz bir anda bir virüs geldi dünyamızı esir aldı. Teknolojinin çok geliştiği artık her şeyin her güçlüğün üstesinden geliriz, artık eski ve çaresiz bir dünya yok diye her şeye meydan okuyan insanlık yerle bir oldu ve gözle görünmeyen bir mikrobun altında çaresiz kaldı. Bakalım bunun sonu nereye varacak.

  Artık bu Allah ın insanlığa bir ikazımı, ABD nin Çinin ekonomik gücünü kırmak için düzenlediği bir oyun mu bilemiyoruz, ama gerçek olan bir şey var ki bu işin bir şaka olmadığı, işimizin bundan sonra daha çok zor olacağı ve hatta ileride, bu günleri de bile arayacağımız,  kötü günler gelmeden  Allah bizi korusun, biran evvel bu illetten  kurtulmayı  nasip eylesin demekten başka elimizden bir şey gelmiyor..Sağlık ve esenlik dileklerimle.Aslan TORUN


Bu yazı 896 kez okundu.
sanalbasin.com üyesidir


SON YORUMLAR

Bengises Gazetesi@ | İzinsiz ve Kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Espower Bilisim